Bağlantılarım:
    Rss Twitter Facebook

    10 Aralık 2010 Cuma

    Şiddet unsuru olarak futbol ve medyadaki dozaj sorunu

    Futbol, seyircisiyle güzel olan bir oyun. Ve yine futbol, seyirci desteği ile oynandığında, alkış sesleri ve 'yerinde, doğru' sloganlar, tezahuratlarla pekiştirildiğinde bir sosyal aktivite olan futbol. Futbol, daha doğrusu olması gereken futbol bu.

    Tüm bunlar, geniş kitlelerce bilinmesine karşın ne zaman işin içine fanatizm ve kitleler giriyor, o zaman futbolun arka planındaki olaylar çıkıyor ortaya. Yani şiddet ve çatışmayı konuşmak durumunda kalıyoruz maç sonlarında... Maçların bitiminin ardından, iki takım taraftarları kendi aralarında maçtaki oyunu ve skoru-pozisyonları tartışacağına, çıkan kavgada kimin galip geldiğini tartışıyorlar bir de hiç çekinmeden, utanmadan. Bu denli vahimleşmiş durum ve bu denli ekseni kaymış futbolumuzun, tıpkı ekseni kaymakta olan ülkemiz gibi. Maçtan sonra, maçı değil de çıkan olayları tartışıyorsak eğer; ekseni kayan futbolumuzun merkezinde artık oynanan oyun değil, saha dışı etmenler ve taraftarlar var demektir. Ve bu, şiddet eğilimi gün geçtikçe artan toplumlar açısından daha da tehlikeli bir hal almaya başlayacaktır.

    Futbolun, bu denli tehlikeli gerginliklerin çıkmasına sebebiyet veren bir etkinlik haline bürünmüş olmasının ana sebebi de futbolun evrilmesi, değişmesi. Açıkçası; endüstriyelleşmesi. 
    İnsanlar, para harcadığı şeyi sahiplenir çoğunlukla. Kimi ise para vererek aldığı şeyin kölesi olur uzun vadede. Psikoloji uzmanlarının, sosyologların vb araştırmalar yapan herkesin tespitleri bu yönde ve futboldaki şiddetin de ana sebepleri, bu iki kavram ile açıklanabilir.

    Şöyle ki; insanların maddi durumu, alım gücü gün geçtikçe alt seviyelere inerken, hayat pahalılaşıyor. Bununla orantılı olarak -ters orantılı olarak- hayatından memnun olmayan ve her güne zorluk-güçlük ile uyanan insan sayısındaki artış da ortada. Hayatımızdaki gerginliklerin, toplumumuzdaki çıkar çatışmalarının, aile sorunlarının çoğu bu sebepten kaynaklanıyor. Bu da gerçekçi bir tespit, sanırım hemfikir olmadığım çok az kişi vardır. Ve böyle bir dünyada, insanların eğlence-hobi ve 'kafa dağıtıcı, sorunlardan arındırıcı' yönleriyle sevdiği aktivitelerin önemi bir kat daha artıyor. Ülkemizde de, bu aktivitelerin başını çeken şey; futbol. Bu yönden baktığınızda futbol; oynandığı süre zarfı olan 90 dakika içerisinde, insanları 'gerçek dünya' dan arındıran ve 90 dakika da olsa insanlara sorunlarını unutturan bir eğlence olmalı. Öyleydi de yıllar öncesine kadar. ( çok değil, 10-15 sene öncesine kadar ) Ama, ne zaman futbolun içine para girdi ve ne zaman para unsuru futbolun odağına yerleşti, işte o zaman futbol tüm bu yönlerini birer birer kaybetmeye başladı.

    Futbol öylesine değişti ve bu değişim, futbolun odağına yerleşen para unsurunun getiri-götürülerinin sosyal muhasebesini yapmayanların elinde yoğruldu ki futbolun bir şiddet unsuru olmasının önüne geçilemedi.
    Önüne geçilemedi çünkü insanlar yıllar içerisinde futbola bağımlı hale getirilmiş ve futbol, bir hobi olmaktan çıkarak hayatın merkezine yerleşmeye doğru adım adım ilerliyor. Maddi durumları, gün geçtikçe taban seviyesine ilerleyen toplum, geçmişte bir lunapark parası vererek girdiği maçlara şimdi çocuğuna alacağı bir kaban fiyatına giriyor. Kimileri ise, bir alt sokağında oturan insanların bir aylık kira parasına eşdeğer bir mebla ödeyerek, deri koltuklarda veya cam arkasında izliyorlar maçları. Ve, yazının başında dediğim gibi; insanlar para verdikleri şeyi sahiplenirler. Bu sahiplenme duygusu da, parayla alınan mal üzerine istediğini yapma özgürlüğünü tanır kişiye. Futbol bu sebeple bir şiddet unsuru haline geliyor. İnsanlar, yüksek meblalar ödeyerek girdikleri karşılaşmada, istedikleri oyun sergilenmeyince ve kendi düşüncelerine göre '' verdikleri paranın hakkı verilmeyince '' küfür etmeyi de, şiddete başvurmayı da hak olarak görmeye başlıyorlar.
    Ve yine insanlar, para vererek destekledikleri, yani hayatının bir bölümünü paylaştıkları takımlarına yapılan saldırıları da, kendi emeklerine ve çabalarına yapılmış saldırılar olarak görmekte oldukça haklı hale geliyorlar.
    Yıllarca insanları, '' devlet malına zarar verme, annenin-babanın vergileriyle anılıyor onlar  sonuçta ''  diyerek büyüten öğreticiler, nedense hiçbir yerde '' yahu, zarar verme onlar sonuçta senin gibi insanların parasıyla, ürünlere ödediği paralarla yapılıyor ve küfür etme, sonuçta o küfür ettiğin takıma da senin gibi gönül verenler var '' demiyorlar. Çünkü, bu olaylar sebebiyle söz konusu öğretici ve bilinçli kesimler büyük ölçüde futboldan soğutuldular.

    İşte bu kesimler futboldan soğutulunca, futbolun seyirci olmayan-taraftar olan kesimi büyük ölçüde eğitimsiz ve kendi muhasebesini anlık yapamayan kişilerin tekeline bırakılmış oldu. Böyle olunca da anlık tepkiler ve söylemler, büyük gerginliklere sebep olabiliyor. Anlık gerginlik ve söylemlerin, günümüzdeki gibi büyük husumetlere ve çatışmalara sebep olmasının ana sebeplerinden birisi de, bu anlık gerginlikleri ve söylemleri, tepkileri günlerce hatta hatta haftalarca manşetlerden, ağızlardan düşürmeyen medya unsurlarıdır.

    Örnekler vererek, bu örneklerin ışığında açıklamaya çalışacağım konuyu.
    Bursaspor ile Diyarbakırspor arasında yaşanan olayları hepberaber izledik, aylarca dillerden düşmedi hatta Bursa'daki maçın üzerinden bir sene gibi bir süre geçti ama bu konu hala sıcaklığını koruyor. Neden?
    Bursa'da yaşanan olaylar, 1 yılı aşkın bir süre ülke gündeminde yer tutacak kadar büyük olaylar mıydı?
    Maç esnasında yaşananları, maç esnasında atılan sloganları desteklemiyorum yanlış anlaşılmasın. Burada vurgulamak istediğim, medyadaki dozaj sorunu ve bu sorun, spor medyası açısından şu sıralar en çok Bursaspor camiası olarak bizim başımızı ağrıtıyor. Bu yazıları da bu sebepten ötürü çok az insan dışında genellikle Bursasporlular ve Bursalılar kaleme alıyor.

    O gün yaşananların ardından tüm medya, yaşananları ve atılan sloganları gündeme taşıyarak '' kamuoyunu bilgilendirme '' görevi yaptı, evet doğru. Konuşulmasın, gündeme gelmesin demiyorum ama bunun yeri belirli bir süre zarfından sonra medya değildir. Çünkü siz bunları medyada, milyonların önünde aylarca tartışırsanız işte o zaman insanların belki de belirli süre sonra unutacağı ve muhasebesini objektif bir biçimde yapabileceği sorunları sürekli bir tartışmaya sebep haline getirerek bu gerilimlerin sıcaklığını korumasına sebebiyet vermiş oluyorsunuz. Ve işin garibi, tüm medya unsuru o günün ardından yaşananları ve çıkan olayları, söylemleri tartışırken, bir kişi bile bu söylemleri durduranları ve olayların stadyum dışına taşmasını sağduyuları sayesinde önleyen insanları konuşmadı. İşte siz, sadece bir tarafın kötü yönlerini yansıtırsanız, karşı tarafın o sloganları atan kesime değil tamamen bir camiaya bilenmesinin zeminini oluşturmuş olursunuz.
    Ve yıllar, aylar sonra olaylar olur. Bugünkü gibi o gerginlikte hiç payınız yokmuş gibi tüm olayları iki camiaya ve taraftarlarına yıkarsınız. Medyanın bu olaylarda payı olduğunu yazacak insan sayısı ise çok azdır, çünkü yazan kesimin çoğu medya çalışanı ve medyanın ekmeğini yiyen paralı kalemşörlerdir.

    Medyanın olaylardaki payı konusunda söylenmesi gerekenler arasında, yeni medya düzeni yani internet medyasının önem kazanması hususu da var.
    İnternet medyası, yazılı ve görsel medyadan daha az denetlenebilir ve yetkililerin gözleminden önce kolaylıkla editlenebilir, değiştirilebilir bir medya. Ancak bu medya, son dönemde görsel ve yaygın medyadan daha önem kazandı ve yazılı, görsel basından daha çok takip ediliyor. Öyleyse, bu medyaya yönelik denetimin arttırılması konusunda gerekenler yapılmalı. Nasıl, görsel medya konusunda RTÜK varsa ( RTÜK'ün yapısı konusuna hiç girmeyelim çünkü ben de günümüzde ne durumda olduğunu çok iyi görebilenlerden birisi olarak sayıyorum kendimi ) internet medyasında da bu gibi resmi bir kuruluş oluşturulmalı ve insanlar şimdiki gibi kafasına göre yazamamalı-istediğine rahatça hakaret edip ardından uyarılar sonucu bu yazıyı kaldırınca cezasız kalmamalı.

    Örneğin bugün bir Bursasporlu, yalan bir haber sebebiyle ilgili gazeteciyi aradığında '' yalansa yalan; yapıyorum kardeşim, git mahkemeye ver istiyorsan '' cevabını almamalı. Gazeteciliğin ve medya kuruluşlarının onurları, saygınlıkları bu tip birkaç haber sebebiyle zedenlememeli ve medya camiası da içindeki bu çürük elmaları temizlemesini bilmeli.

    Aksi halde, medyayı boykot eden taraftarların haklılığını yadırgamak ve istediği zaman, kafasına estiğinde kulübüne ve değerlerine, bir nevi kendisine saldıran insanlara gerek sözlü, gerek fiili saldırma amacı güden insanları engellemek gün geçtikçe daha da zor hale gelebilir.

    Gökhan Sezer

    0 yorum:

    Yorum Gönder