Bağlantılarım:
    Rss Twitter Facebook

    22 Aralık 2010 Çarşamba

    İlk devrenin söyledikleri

    Ligin ilk yarısı, bu hafta itibariyle tamamlanmış oldu. Hazırlık maçı, kamp, transfer gündemi gibi gündemler daha ana gündemi eline geçirememişken ilk yarı değerlendirmesini yapıp, okuyana sunmak gerek. Bursaspor'dan başlayarak, diğer takımların da ufak ufak değerlendirmelerini yapalım bakalım...

    BURSASPOR

    Geçen sezonun şampiyonu ünvanını taşıyan ve bu sezona da şampiyonluğun en önemli adayları arasında başlayan Bursaspor, ilk yarıyı ligin 2. sırasında tamamlayarak bu beklentileri boşa çıkartmadı.

    Geçen sezonu şampiyon olarak tamamlayan kadro içerisinde yer alan ve iskelet yapı içerisine sayılabilecek oyuuncularını kadrosunda tutmayı başaran Bursaspor, bu sezon da bu birlikteliğin ve istikrarın meyvelerini yiyor bir anlamda. Biraz açarsak eğer, Bursaspor'un geçen sezonun özellikle son bölümünde sergilediği keyifli oyunundan -birkaç maç haricinde- bu sezon biraz uzakta olduğunu söylemek mümkün diyebiliriz. Buna rağmen galibiyetlerin gelmesi ve başarının sürmesi, takımın bir istikrar yakalamasının ve 'yenilmemeyi' öğrenmesinin sonucudur.

    Şampiyonlar Ligi'ndeki başarısızlığın lige yansıması olarak ise Bursaspor'un ikinci sırada yer almasını değil, 5 puan farkla ikinci sırada yer almasını gösterebiliriz. Yoğun ve ağır maç temposunun getirisi olan yorgunluk ve sonuçların getirisi olan moral bozuklukluğunun etkisi ne yazık ki ligin bir döneminde hem sahaya hem de tribünlere yansıdı.

    Sezon başlamadan geçirilen transfer döneminde yapılan transferler ve takıma yapılan takviyelerin yerindelik denetimini ilk yarı itibariyle yapacaksak eğer; ligde yer alan takımlar arasında, yaptığı transferlerden en düşük verimi alan 5 kulüpten birisi olarak sayabilmek mümkün Bursaspor'u. İnsua'nın, performansı gün geçtikçe artsa da henüz istenilen seviyeye ulaşamaması, Nunez'in kilo problemiyle beraber henüz takıma uyum sürecini atlatamamış olması, Steinert'in ise hakkında yorum yapılabilecek kadar dahi ortalarda olmaması ve oynatılmaması, transferlerdeki yanlışlıkların birer göstergesi. Bunların yanında, Stepanov takviyesinin doğruluğu ise son haftalarda iyiden iyiye anlaşılmaya başlandı. Şaban Petek'in değimiyle '' Bursaspor'un Stepanov kumarı tuttu. ''
    Svensson'un ilk yarı performansı hakkında ise ayrı bir parantez açmak gerek. Takıma katkısının ne düzeyde olduğu ve Hüseyin'den üstün olup-olmadığı tartışılan Svensson, geldiği kulüp olan Göteborg'un Sercan'ı, Volkan'ıydı diyebiliriz ve bu transfer hamlesi, hem bu sezonun hem de son sezonların en iyi transfer hamlelerinden birisi çünkü ilerleyen senelerde göreceksiniz; Bursaspor, tarihinin en büyük oyuncu ihraç bedelini Sercan, Volkan'dan değil Svensson'dan elde edecek.

    Batalla için ise söyleyebilecek çok şey var ancak ilk yarı performansını tek kelimeyle anlatacak olsam ''muazzam'' derim. Arjantinli, geçen sezon ara sıra oturduğu maestro koltuğundan bu sezon kalkmaya niyetli değil. Sercan ise, özellikle son Gençlerbirliği karşılaşmasıyla beraber o özgüven sorununu aşmış gibi gözüküyor ki Karşıyaka karşılaşmasında da bunu görmek mümkündü. Bu, en az bir dünya starını ( takıma uyumlu bir dünya starını ) transfer etmek kadar önemli bir katkıdır Bursaspor'a.

    Ali Tandoğan'ın sakatlığının geçmesi ile beraber sağ kanattaki eksikliğin unutulmasından korktuğumu vurgulamak sanırım görevimdir bir Bursasporlu olarak. Alternatif ve hatta mümkünse Ali Tandoğan'ın yerini doldurabilecek bir sağ kanat oyuncusu transfer edilmeli. Bu isim, söylendiği gibi Orhan Şam mıdır bilinmez ama, bu transfer es geçilmemeli.

    Son olarak ise, ilk yarının Türkiye spor kamuoyuna verdiği bir cevabı iletmek gerek. İlk yarıdaki Bursaspor başarısı ve istikrarı, geçen sezonki şampiyonluğun bir tesadüf olmadığını ve 'şans' denerek geiştirilen Bursaspor başarısının 'cipsten çıkan bedava gibi' gelmediğini göstermiştir.

    TRABZONSPOR

    Ligin ilk yarısını lider tamamlayan Karadeniz temsilcisi, hem oynadığı oyunla hem de bölge insanının yapısına aykırı bir biçimde süregelen istikrarıyla takdire değer.

    Kadrosunda yer alan oyuncuların büyük bölümünün genç ve başarıya aç olması, son haftalarda özellikle belirli dakikalara kadar rakip takımın kilidini açmakta zorlanan ancak açtığında da durulmayan bir Trabzonspor'un oluşmasının ana etkenidir ve bu tür etkenler, ilerleyen haftalarda Trabzonspor'a sıkıntı yaşatabilir. Bursaspor'un tecrübeli kadrosu arasına serpiştirilen genç oyuncularının, geçen sezonun özellikle son bölümlerinde yaşadığı heyecan ve 'bir an önce skora gitme' telaşına bizzat tanık olanlar, Trabzonspor'un geneli gençlerden oluşan kadrosunun yaşayabileceği bu sıkıntıyı vurgulamalı.

    Bunların yanında, ilk yarıyı lider tamamlamalarından daha önemli bir şey var ki; o da 5 puan fark atarak lider tamamlamaları. Bu bağlamda, '' şampiyonluğun en büyük favorisi size göre kim? '' soruları anlamsız kalıyor çünü tablo ortada ve şampiyonluğun en büyük favorisi Trabzonspor'dur an itibariyle. Bahsettiğim sorunları aşabilirlerse eğer, şampiyonluk hasretlerini sonlandırabilirler.

    FENERBAHÇE

    Aykut Kocaman'ın başında olduğu Fenerbahçe, sezon başında yaptığı transferlerin beraberinde getirdiği beklentinin altında seyrediyor son sezonlarda devamlı olduğu gibi.
    Bu sezon başında, son sezonlarda rüzgarına kapıldığı 'flaş transfer' furyasından arınmış bir görüntü çizseler de, yaptıkları transferler arasından özellikle Stoch beklenen verimi bu güne dek verebilmiş değil.

    Ara transfer döneminde yapacakları verimli takviyeler takıma istenilen katkıyı sunarsa eğer, potada yer alan güçlü adaylardan birisidir Fenerbahçe ancak, kolay denilen maçlarda kaybettikleri puanlar başlarına bela olabilir. Ciddiye almama veya adına ne denirse densin yaşanan bu sorunu aşamazlarsa, bulundukları yerde durmaları dahi zor bana göre. Paragrafta yazdığım iki şeyin, büyük oranda tezat olduğunu düşünenleriniz varsa, ben de öyle düşünüyorum. Bunun adı da 'yap hep, ya hiç' tir.

    KAYSERİSPOR

    Zirve takibini sürdüren bir diğer Anadolu takımı olan Kayserispor, özellikle son haftalarda önemli oyuncularının yaşadığı sakatlıklar sebebiyle o güçlü halinden uzaklaştı.

    Kayserispor'un yerleşmiş yapısı olarak görülen ve az gol yiyip-az gol atmayı beraberinde getiren yapının işleyişi tartışılır halde iken, bir de sarı-kırmızılı takımın hücum hattının sakatlıklar sebebiyle çökmüş olması bu düşüşün ana sebebi. Şota, her ne kadar yerleşik Kayserispor oyun yapısını delerek, sempatik ve pozitif bir oyun sergiletmeye çalışsa da, sakatlıkların etkisiyle bunu denemeye biraz ara vermesi gerektiğinin farkına varamadı. Eldeki malzemeye uygun futbol oynatılması, her takım için ve her zaman en doğru olandır bana kalırsa.

    BEŞİKTAŞ

    Sezon başında yaptığı flaş transferlerle adından söz ettiren Beşiktaş, ligin ilk yarısını liderin 14, bir üstündeki Kaysersipor'un ise 4 puan gerisinde tamamladı ve beklentileri yakalayamadı.

    Kadrodaki dengesizlik ve transfer edilen futbolcuların seçimindeki yanlışlıklar - özellikle Aurelio ve Fatih Tekke- başlarını ağrıtmaya devam edecek gibi çünkü aynı transfer politikasını sürdürüyorlar. Bana göre, futbolcuların aldıkları paralar arasındaki dengesizlik sorunu bir yana, İbrahim Üzülmez ile Guti'nin aynı takımda oynuyor olması garip ve irdelenesi bir hadisedir.

    Forvet hatlarına yapacakları bir transfer, eğer bahsi geçen isimler gibi günü kurtaracak bir ismin transferi olmazsa eğer, sadece bir hücumcu takviyesi bile Beşiktaş'ın doğrulmasını sağlayabilir.

    K.D.Ç KARABÜKSPOR

    2 sezon içerisinde büyük bir sıçrama yaparak, süper lig kapılarına dayanan ve o kapıdan içeri girmesini de başaran Karabük temsilcisi, süper ligde de sınırları zorluyor. Bu tip bir kadro ile elde edilebilecek başarıların tavan halidir elde ettikleri bu başarı.

    Emenike faktörü ile Cernat faktörü bir arada olduğunda neler yapabileceği tescillenmiş olan Karabükspor, Cernat'ın yaşadığı sakatlığın ardından bir düşüş yaşasa da, ligdeki yerini korumakta kararlı ve Cernat'ın yerini alternatif bir oyuncu ile doldurmayı başarabilirlerse, daha da iyi bir futbol sergileyerek sempati kazanmaya devam ederler.

    Karabük temsilcisini, tüm takımlardan farklı olarak tebrik etmeli...

    GAZİANTEPSPOR

    Antepli kadro, bana kalırsa bulunduğu yerin daha üstünde yer alması gereken bir kadro ancak ne yazık ki bu başarıyı henüz elde edemediler. Özellikle yabancı oyuncu kalitelerindeki üstünlük, çoğu lig ekibimize 'oyuncu izleme ve yabancı oyuncu transferi' konulu ders verecek bir scout ekibine sahip olduklarını gösteriyor.

    Devre arasında eğer iyi bir kamp dönemi geçirebilir ve defans hatlarına bir takviye yapabilirlerse yolları açık. İleriye dönük bir takım kurmaya çalışan Gaziantepspor yönetimi ve sabırlı taraftarını kutlamalı.

    İSTANBUL BŞB

    Ligin 5 İstanbul temsilcisininden birisi olan ekip, oynadığı futbol, oyunlarındaki sadelik ve Abdullah Avcı faktörüyle beraber sempati kazanmanın yanında başarı kazanmaya da devam ediyor.

    Her ne kadar geçen sezonki performanslarına erişememiş olsalar da, bu ligde başarı elde edebilecek bir kadro yapısına ve futbol mentalitesine sahip oldukları sanırım herkesin ortak fikridir. Ancak, her fırsatta söylediğim bir görüşümü şimdi de söyleme gereği hissediyorum; taraftarsız takımlar bu ligde yer almamalı.
    Haketmedikleri için değil, mevcut durum futbolun doğasına aykırı olduğu için bunu söylüyorum.

    GALATASARAY

    Galatasaray konusunda söylenecek şey çokmuş gibi duruyor ancak aslında söylenecek şey sayısı sınırlı çünkü karmaşık bir yönetim yapısı ve gün geçtikçe bu yapıya ayak uydurmaya başlayan bir teknik yönetim yapısı var.

    Son senelerde yaşanan teknik direktör sirkülasyonu, beraberinde getirdiği oyuncu sirkülasyonu ile beraber bir istikrarsızlığı körükledi. Devamlı olarak, köklü ve yerleşmiş kalıba göre 'büyük' bir kulüp olması sebebiyle '' düzelir düzelir, altından kalkarlar, kalkılır '' söylemleriyle üstü örtülen bu başarısızlıklar ve istikrarsızlıklar sonucunda gelinen nokta ise ortada.

    Galatasaray yönetimi, sürekli olarak başarısızlıkları teknik heyetlere fatura ederken aynaya bakmayı bir türlü akıl edemedi. Ve gariptir ki Galatasaray taraftarı da, yönetimin aynaya bakması gerektiğini onlara söylemekte bir hayli gecikti, yaklaşık 2 sene kadar.

    Bu kara tablo içerisinden nasıl sıyrılabilir diye düşünecek olursam eğer; istikrarın öncelikli olarak sağlanması gerektiğini söylemek Galatasaray'a en uygun tavsiye olacaktır ancak bu istikrar kimle sağlanacak o konu tartışmaya açık. Hagi ismi bu istikrarın odağında olacaksa eğer, ilk önce 1,5 yıllık bir sözleşme imzalatılarak '' bizi bu halden çıkar da, sonrasına bakarız '' diyerek arma aşkı sömürülen teknik adamının sözleşmesi uzatılmalı ve güvenli, huzurlu, istekli bir çalışma ortamı hazırlanmalı.

    M.P. ANTALYASPOR

    Akdeniz temsilcisi, sezon başındaki beklentilerin altında seyreden takımlardan. Galibiyet ile mağlubiyet sayıları dengede olmasına karşın averajlarının eksi ( - ) durumda oluşu, defansif bir zaafiyetleri olduğunun göstergesidir.

    Yalçın'ın takımdan ayrılışının ardından, onun yeri henüz doldurulamadı ve bunun eksikliğini çekiyorlar. Yalçın her ne kadar üst düzey bir oyuncu olmasa da, Antalyaspor'un oyun yapısında önemli bir yer sahibiydi ve gidişi beraberinde defansif bir eksikliği de getirdi. Bu eksiklik gerekli bir biçimde giderilebilir ve defansif özellikleri de olan bir orta saha oyuncusu takviyesi yapabilirlerse daha üst sıralara çıkmaları muhtemel.

    ESKİŞEHİRSPOR

    Sezona kötü başlayan ve halen kötü değil ama istikrarsız denebilecek grafiğini sürdüren Eskişehirspor, bana göre devre arasında yapacağı transferler ile birlikte sadece bugününü değil, geleceğini de şekillendirecek çünkü düşme hattına girmeleri uzak bir ihtimal değil.

    Ligin ikinci devresinde, önemli rakiplerle deplasmanda karşılaşacağını da hesaba katarsak eğer, bu durumdaki bir kulüpten 'gününü kurtarmaya' dönük bir çalışmadan farklı bir çalışma beklemek yersiz. Geleceklerini şekillendirecekler demem ise, geleceğe dönük transferler yapmaları anlamında değil, ligde tutunamamaları halinde kendilerini bekleyen geleceğe işaret anlamında.

    Eskişehir zor bir şehir ve Eskişehir taraftarı zor bir taraftar. Büyük beklentilerle başladıkları sezonda yaşayacakları bir küme düşme tehlikesi dahi camiadaki çatırmadamaları beraberinde getirebilir ve toparlanması uzun yıllar alabilir. Eskişehir camiası sabırlı ama bir o kadar da temkinli olmalı bu bağlamda.

    MANİSASPOR

    Manisa temsilcisi de bulunduğu yeri hak etmeyen ve daha üst sıralarda yer alması gereken bir kulüp. Sadece isim ve camia açısından değil, bünyesinde barındırdığı oyuncular ve teknk heyet açısından da bunu söylemek gerekir.

    Makukula'dan istedikleri verimi alamadılar ve buna sebep olarak transferin geç gerçekleşmesinin getirdiği uyum sorunları gösterilebilir. Eğer devre arası kampındaki fırsat iyi değerlendirilebilirse, Manisaspor'un son haftalardaki çıkışını sürdürmesi muhtemel.

    ANKARAGÜCÜ

    Ankaragücü, yani 100 yıllık bir çınarın başarısından bahsetmemiz gerekirken, ne yazık ki başarı-başarısızlık bir yana sportif bir konu konuşmak bile zor mevcut ortamda.

    Gökçek'lerin Ankaraspor hezimetinin ardından yeni hedef haline gelen Ankaragücü, siyasetin ve kişisel çıkar gözeten ellerin, kafa yapılarının başa geçmesine engel olunamadığı için bu sıkıntıları elbet yaşayacaktı ancak bu sezonda, yani belki de Ankaragücü tarihinin en iyi kadro yapısının yakalandığı bir sezonda bunların yaşanması büyük talihisizlik.

    Parasal yönden sıkıntılar aşılabilir ve kadro elde tutulabilirse eğer, Ankaragücü'nün en azından düşme potasına girmeyeceğini söyleyebilirim ancak aksi halde Ankaragücü bana göre Konyaspor'dan daha ciddi bir düşme adayı halini alır.

    GENÇLERBİRLİĞİ

    Bir diğer Ankara temsilcisi olaak Gençlerbirliği de düşme potasının hemen üzerine ve o sıcaklığı yakından hissediyor.

    Gençlerbirliği, alıştığımız Gençlerbirliği'nden uzak bu sezon ve ne yapacağı-ne tür bir sonuç alacağı belli olmuyor, haftadan haftaya büyük değişiklikler gösteriyor takım performansları. Performans bakımından yaşadıkları bu sorunu aşmasını bilirlerse eğer, küme düşme hattından hızla sıyrılacaklardır.

    Hurşut'un ve Billy'nin takıma uyumunun devre arasında artması ve özellikle genç oyunculardaki bireysel çaba ve zaman zaman yaşanan bencilliğe kaçan hareketlerinin dizginlenmesi sağlanabilirse Gençlerbirliği deplasmanları yeniden zor deplasmanlar halini alabilir.

    SİVASSPOR

    Sivas temsilcisi, oynadığı ve futbol zevkinden uzak olduğunu düşündüğüm futbol sebebiyle en az takip ettiğim ve hakkında yapacağım yorumun en kısıtlı olduğu takımdır.

    İki sezon öncesine kadar şampiyonluğu kovalayan kırmızo-beyazlılara, o derecelerinden sonra bu durum yakışmıyor. Bu düşüşün ana sebebi, tıpkı Alex'e endeksli Fenerbahçe ve Arda'ya endeksli Galatasaay'ın, bu oyuncuların yokluğunda yaşadığı sıkıntıları, Mehmet Yıldız'ın yokluğunda yaşıyor olmaları. Mehmet Yıldız oynuyor olsa dahi, eski formunda olmadığı için de, oyun sistemlerini değiştirmeleri en uygun çıkar yol.

    KONYASPOR

    Konyaspor, ligde yer aldığı her dönemde inişli-çıkışlı bir grafik sergileyen ve durumuna şaşılmaması gereken bir kulüp. Konya gibi büyük bir şehir bunu hak ediyor mu, orası ayrı mesele ancak durumuna şaşırmadığım 2-3 takımdan birisidir Konyaspor.

    Çok fazla transfer yapmanın yarardan fazla zarar getirdiği yılların beraberinde getirdiği bir gerçek olarak futbolun duvarında asılı dururken '' dikkat! '' uyarı levhasıyla beraber, Konyaspor bu hataya düşen takımlardan birisi oldu yine, yeni, yeniden. İşin içinden çıkma yolu olarak da göreceğiz, transfer sezonunda yine bir dolu transfer yapacaklardır. Yanlışı yanlışla örtme çabasına buyrun.

    BUCASPOR

    Yine durumuna şaşırmadığım kulüplerden birisi İzmir temsilcisi. Karabükspor'un yaptığını yapmayıp, Konyaspor ile beraber çok oyuncu transfer ederek, uyum ve istikrar sorununu bir türlü aşamadılar. Ligin dibindeki 3 takım arasında da bu sebepten ötürü yer alıyorlar.

    Manucho hakkında, sezon başından bu yana '' ha patladı, ha patlayacak '' derken ilk devre sona erdi ve kupadaki Fenerbahçe mücadelesindeki Manucho'yu hep beraber gördük. Bucaspor'un yaşadığı en önemli sorun olan gol sorunu, Fenerbahçe karşısında oynadığı gibi oynayan bir Manucho ile yaşanmazdı ne yazık ki.
    Manucho istikrarlı bir grafik çizebilirse, bu ligin kalitesinin üstünde bir oyuncu olduğunu hepimiz göreceğiz.

    KASIMPAŞA

    Yılmaz Vural'ın öğrencileri, kesinlikle bulundukları yeri haketmeyen bir futbol ortaya koyuyorlar.
    Bunun en açık göstergelerinden birisi, gittikleri çoğu şehirde maç öncesi ve maç sonrasında alkışlanmalarıdır. Oynadıkları futbol öylesine bir sempati getiriyor ki, tahminime göre sonuca gidemeseler bile taraftarlarının mutsuzluğunu belirli bir noktada sınırlıyorlardır.

    Bizimle oynadıkları karşılaşma öncesinde de yazmıştım; Yekta'yı durdurabilen ve Yekta'nın verimliliğini sınırlandırabilen tüm takımlar Kasımpaşa'yı yendi. Bu yönden, transfer dedikodularında adı en çok geçen isimlerden olan Yekta'nın Kasımpaşa'dan ayrılışı, Kasımpaşaspor'un düşmeyi garantilemesi ile aynı anlamdadır benim gözümde.

    Gökhan Sezer

    18 Aralık 2010 Cumartesi

    'Beş'kent

    Ligin ilk yarısını, zorlu geçmesini beklediğimiz Gençlerbirliği deplasmanında alınan 5 gollü galibiyet ile tamamladık. Diğer bir başkent ekibi olan Ankaragücü deplasmanından da aynı skorla ayrılınmış olduğu gerçeği garip bir tesadüf oldu. Ancak bana göre asıl önemli olan, ligde şu ana dek evinde 7 gol yiyen kırmızı-siyahlıların filelerine 5 gol gönderilmiş olması.

    Geçen hafta, seyircisiz ( futbolsuz ) oynanan karşılaşmada, Kasımpaşa karşısında ölüp ölüp-dirilen ve ne yazık ki normal bir gol ile değil, tesadüfi bir golle 3 puanı cebine koyan Bursaspor, bugün aldığı skorla herşeyden önce bir düşüş içerisinde olmadığını göstermiş oldu.

    Bunun yanında, lider Trabzonspor ile aradaki puan farkının açılmamış olması ise maçın skorunun getirdiği en önemli sonuç. Geçen sezon, takip edilmenin ve ensede nefes hissetmenin zorluklarını zaman zaman yaşamıştık ve bu sezon, o zorlukları yaşatacak takım olarak kalmamız ve aradaki farkın açılmasına geçit vermememiz önemliydi.

    Gelelim maçın ana hatlarıyla değerlendirmesine...

    Maçın daha ilk dakikalarında, iki takımın karşılıklı geliştirdiği ataklar, maçın ne tempoda geçeceğinin sinyallerini verdi ve goller de fazla gecikmedi. 4. ve 11.dakikada iki takımın değerlendiremediği birer gol pozisyonunun ardından, dakikalar 17'yi gösterdiğinde ilk gol sesi geldi. Hem de ne gol...
    O gol ki, Sercan'ın yeteneksiz olduğunu ve abartıldığını iddia eden ile stadyumda zaman zaman kendisini yuhalayan, ıslıklayan kesime net bir cevap oldu. Gerek gol vuruşu öncesinde attığı çalımlar ve birebirdeki başarısı, gerekse son vuruştaki becerisi, gerçek Sercan'ı bir kez daha görmemizi sağladı.

    Bu golün hemen 8 dakika ardından ise ev sahibinin eşitlik golü geldi. Son haftaların ve bu karşılaşmanın genelinde de takımın başarılı isimlerinden olan Serdar Aziz'in yaptığı kademe hatası sonucunda İvankov ile karşı karşıya kalan Soner, Sercan'ın gol vuruşu kadar başarılı bir vuruş ile topu ağlara gönderdi.

    Son haftalardaki erken gol yeme hastalığımızı bu maçta yaşamadığımızdan olsa gerek, 25.dakikada yediğimiz bu golün ardından toparlanma süreci fazla sürmedi ve hemen 3 dakika sonrasında Ozan İpek'in golü geldi.
    Henüz, attıkları golün sevincini yaşayan kırmızı-siyahlıların yediği bu gol, morallerini bir hayli bozdu haliyle ancak Murat'ın değerlendiremediği pozisyon gol ile sonuçlansaydı skor bu şekilde olmayabilirdi.

    İlk yarının uzatma dakikalarında da üçüncü gol geldi. Maestro ( Batalla ) ile beraber atağı yoğuran, kıvama getiren S9, golü de kaydeden isim oldu.

    İlk yarı böyle sonuçlandı ve maç, skor sebebiyle daha ilk yarıda kopmuş oldu. Çoğunlukla gençlerden oluşan ve oldukça hızlı-baş döndürücü ve bir o kadar da başarılı ataklar geliştirebilen başkent ekibinin ikinci yarı için sahaya çıkışına göz attığımda anlamak zor değildi bunu. İki gol atmak ve skoru dengelemek zor değil iken, kırmızı-siyahlı oyuncuların hiçbirisinde o umudu göremedim, göremedik. Bunun etkenlerinden birisi, Bursaspor'un ikinci yarılarda bu güne dek sadece bir gol yemiş olması olabilir mi, bilinmez.

    Gençlerbirliği için ilk yarı itibariyle söylenecek şeyler sınırlı. Sadece sağ kanattaki oyuncularının verimliliği ve performansıyla, bu ligdeki birçok ekibi duman edebilecek bir hal almışlarsa bile defans hatları buna ortam hazırlayacak bir yapıda değil. Adam paylaşımı ve araya atılan toplardaki zaafları oldukça ciddi ve bu zaaflar, bu yapıdaki oyuncular ile giderilmesi çok zor olan zaaflar. Ligdeki diğer takımlara karşı bu açıkları vermiyorlar ancak formdaki bir Trabzonspor, Fenerbahçe, Beşiktaş, Karabükspor forvet hatlarına karşı da bunları yaşayabilirler. Bu sebepten ötürü, ya defansif oyuncu kadrosunda, ya da defans anlayışlarında yapılacak değişiklikler önem kazanıyor.

    İkinci yarı başladığında ise, tıpkı ilk yarıda olduğu gibi -önceki haftaların da tam tersi bir şekilde- erken bir gol bularak maçın iyiden iyiye kopmasını sağladı Bursaspor. Karşılaşmanın verimsiz isimlerinden olan Turgay'ın kaydettiği gol, farkı üçe çıkararak farkın açılmasını sağladı.

    Bu dakikadan sonra ise, sanırım Barcelona'nın yaptığı pas sayılarına yakın bir pas oranı yakalayarak maça devam etti yeşil-beyazlı kadro. Oyunun hakimiyeti tamamen Bursaspor'a geçti ve nitekim maçın bitimine bir dakika kala da beşinci gol geldi. Oyuna dahil olur olmaz golle buluşan Nunez, umarım bu golün devamını da getirmesini bilir. Zira bu gol, Nunez'deki başlıca sorunun 'nerede duracağını bilme' konusundan ibaret olduğunu göstermiştir.

    Sonuç olarak;

    Tüm tepkilere rağmen Sercan'da ısrar eden Sağlam'ın haklılığI ile öngörü başarısını ve hücum hattı formda olduğu vakit bir İngiliz takımı kimliğine bürünerek, gollerini ardı ardına sıralayabilen Bursaspor'u görmüş olduk. Ümidimiz, bunların devamlı hale bürünmesi, bu maçla ve Ankara ile sınırlı kalmaması.
    Sadece başkent değil, dört bir yan 'beş'kent olmalı. Bunu yapabilecek potansiyel bu takımda fazlasıyla mevcut.

    Gökhan Sezer

    14 Aralık 2010 Salı

    Sahaya rağmen...

    Dün akşam, Bursa Atatürk Stadyumu'nun o övünülesi zemininin halini görünce şaşırmadım değil. Gün içerisinde kar yağışı durmuştu, onun için bir önlem alınmamış belli ki ancak akşam saatlerinde başlayan kar yağışı adeta sahayı 'kar tarlasına' çevirmiş. Bu saha, oyun yapılarına bakıldığında Kasımpaşa'nın işine yaradı ve İstanbul ekibi, az kalsın Bursaspor'a bir çelme takıyordu karlı zeminde. Ya da şöyle söylemek gerek, sahanın yapısına ayak uyduramayan Bursaspor, takılıp düşüyordu az daha.

    Şu an, Süper Lig'in yerden en fazla pas yapan takımları belirlense, sanırım Bursaspor ilk ikidedir. Ve Bursaspor dün sahaya çıktığında, bu oyun tarzının bu güne dek sağladığı verimi kısıtlayacak durumdaki zemin yapısı ile karşılaştı, hem de kendi stadyumunda.

    Nitekim Bursaspor'un bu oyun yapısının kilit adamı konumundaki iki oyuncusu Batalla ve Ergiç'in yaşadığı zorluğu da hepimiz gördük. Bırakın yerden pas yapmayı, '' Ayakta durmak bile zordu '' diyen Batalla'da 67 dakika boyunca ısrar edilmesi, oyunun belirli zaman zarflarında tıkanmasının ana sebeplerinden bir tanesi diye düşünüyorum ben. Batalla, her ne kadar bu takımın maestro ayağı olsa da kırılgan bir oyuncu ve bu tür zeminlerde pek de verimli oyun ortaya koyamayacağı dün itibariyle anlaşılmış oldu. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Turgay'ın kaydettiği gol pozisyonunun içerisinde oluşu ve 21. dakikadaki serbest vuruşu kalitesini bir kez daha gösterdi aynı zamanda. Bu yönüyle, ligimizde ve Bursaspor'da bir Alex etkisi yapabilecek potansiyelde olduğuna inanıyorum ben Arjantinli'nin.. Sanırım 2.kez tekrarlamış oldum bu söylemimi, Arjantinli'nin Bursa'ya ayak bastığı günden bu yana.

    Zemin sebebiyle oluşan bu şanssızlığın yanında, yerden oynamanın zorluğu sebebiyle kanatların önem kazanması da, Volkan'ın yokluğunda bir şanssızlık halini aldı Bursaspor için. Ama yine de, Bursaspor kadrosunun İstanbul ekibinden üstün olması gerçekliği sebebiyle umutsuzluğa kapılmadık maç boyunca.

    Artık, Bursaspor'un efsane kaptanlarından birisi olan Ömer Erdoğan'ın yaptığı büyük hata sonucunda yenilen gol de şanssızlıklara bir yenisini ekledi. 14. dakikada yenilen bu gol her ne kadar zeminin ve konsantrasyon eksikliği sebebiyle yenmiş, bireysel hatadan kaynaklanmış olsa da erken gol yeme hastalığımızın devam etmesine sebep oldu. Bu hastalığı yenmek için ne yapılacaksa artık bir an önce yapılmalı çünkü bu şartlarda Bursaspor, yediğinden fazlasını atmak durumunda kalıyor. Bu sebepledir ki Bursaspor, geçen sezonki rahat futbolunu oynayamıyor ve o rahatlığın, sakinliğin getirdiği verimlilikten uzak bir oyun sergiliyor.

    Bu golün ardından, az da olsa kendine gelen ve ataklarını sıklaştıran Bursaspor, bu ataklarından birisinde golü buldu. 22. dakikada, sahanın en kısa adamı olan Batalla'nın kafasıyla kaleye gönderdiği topu tamamlayan Turgay'ın kaydettiği bu gol, skoru erken dengelemesi açısından önemli bir gol. Kendine güvenen Bursaspor, bu golün etkisiyle oyunu ilk devre sonuna kadar rölantiye aldı desek yeridir çünkü. Bu gol, bir nevi maçın kaderine ve gidişatına tamamen etki etti.

    İkinci yarıda da oyunda bir değişiklik olmadığını ve golün gelmesinin zor olduğunu gören Sağlam, zeminde hem verimli olmaması sebebiyle morali bozulan hem de yorulan Batalla'yı ve Sercan'ı oyundan aldı 67. dakikada. İki ofansif oyuncunun kulübeye çekilmesine rağmen, giren iki oyuncunun Bekir Ozan ve Stepanov oluşu herkesi şaşırttı ama beni şaşırtmadı. Çünkü, bu hamleyi yapmasından sanırım 2-3 dakika önce konuşuyorduk yanımdaki arkadaşımla, '' Bu sahanın yağmurlu halinde, İnönü'de de bu durumu yaşadık. O gün, Ömer'in hücuma çekilmesinin katkısıyla kazanmıştık '' diye. Sağlam da bunu hatırlamış olacak ki, mantıklı olan bu hamleyi yapmakta daha fazla gecikmedi.
    Ancak, Ömer'in sahaya dahil olduğu dakikadan sonra gelişen Bursaspor atakları, hedeflenen oyun tarzına uymadı. Ömer'e gereken şey hava topu iken, Ömer'in ceza sahası içerisinde buluştuğu topların havadan gelmiyor olması sonuca gidilememesine sebep oldu. Bunun yanında bir-iki pozisyonda, bu takımda kafa topunun en başarılı ismi olan Ömer'in orta açmak durumunda kalması da sıkıntı yarattı.

    Dakikalar 89' u gösterdiğinde ise bir şans golü geldi. Biraz mizahi yaklaşırsak eğer; '' Ömer'in rüzgarı bile yetti. ''
    Keçeli'nin ortasında kafa topuna yükselen ve vuracak durumda olan Ömer'in topa vuramamasına karşın, Tolga'nın o topun kaleye gidişini beklememesi sayesinde bir gol geldi. Bursaspor için şans, Kasımpaşa için ise şanssızlık. Yılmaz Vural serzenişlerinde hakikaten haklı, sürekli bu tür şeyler yaşıyorlar..

    Bursaspor'un, ligin dibindeki Kasımpaşa karşısında bu denli zorlanmasının, zemin etkeni dışındaki bir diğer etkeni de Yekta'nın verimliliğinin sınırlandırılamaması. Maç öncesinde, Yekta'nın verimliliğini sınırlandırmasını bilen her takımın Kasımpaşa'yı yendiğini söylemiştim ama dün bunu tam anlamıyla başaramadı Bursaspor ve bu sebepten ötürü Kasımpaşa'nın direnci dakikalar geçtikçe arttı. Nitekim, 2. gole kadar geçen süre zarfında Yılmaz Vural'ın öğrencileri gol de bulabilirdi.
    Sonuç olarak;

    Dün akşam Bursaspor, ligin dibindeki Kasımpaşa ile karşılaşmasına karşın çok önemli bir sınavdan geçti. Bu da, '' her şartta kazanabilme '' alışkanlığının kazanabilmesi açısından önemli olan bir sınavdı.
    Bu sınavdan geçilmiş olması demek, lig süresince karşılaşabilinecek olan en zor hava şartlarından dahi 3 puan çıkarılabilmesinin yanında, Ömer Erdoğan'ın forvetlik kariyerindeki ikinci maçından da galibiyet elde edilmesi yani, Bursaspor'un alternatif bir oyun yapısı elde ettiğinin gerçeklik halini almış olması demektir.

    Gökhan Sezer

    12 Aralık 2010 Pazar

    Yine öyle bir akşam...


    Dolmabahçe'de yaşanan olaylar sonrasında, cezaların '' geliyorum! '' dediği günlerde de söyledim, söyledik; futbol, seyircisiyle güzel olan bir oyun. Ama federasyonumuz sağolsun, yıllardır yaptığı gibi yine pire için yorgan yaktı ve seyircisiz oynama cezasını verdi hem Bursaspor'a hem de Beşiktaş'a. Öncelikle bu konu hakkında görüşlerimi belirtmek istedim, şimdi karşılaşmaya dair üç-beş kelam edelim...

    Üstteki fotoğraf, 2007-2008 sezonunda yine evimizde seyircisiz oynadığımız bir karşılaşmadan. ( Bursaspor-İstanbul Büyükşehir Belediyespor ) Ve yarın, yine o günkü gibi yani, yine öyle bir akşam yaşayacağız.
    Maç öncesinde aynı merdivenlerde, daha fazla kişiyle toplanacak taraftarlar ve bir basın açıklaması yapılacak İstanbul medyasına karşı uygulamaya konulan 'boykot kararı' konusunda. Ardından, meşaleler ateşlenecek tıpkı resimdeki gibi. Gecenin, o günden farklı olmasını istediğim, olması gereken tek yönü ise maçtan çıkacak olan skor. Taraftarından yoksun bir şekilde sahaya çıkan Bursaspor, o akşam sahadan 2-2'lik beraberlik ile ayrılmıştı. Yarın ise, mutlak galibiyet parolasıyla sahaya çıkan bir Bursaspor olacak ve aksi bir sonuç bana göre ihtimal dahilinde dahi değil.

    Kasımpaşaspor, ligin dibine demir atmış durumda. Adeta, '' futbol oynuyor '' denilebilecek düzeyde bir oyun sergileyebilen her lig takımımız karşısında 'averaj takımı' durumuna düşüyor İstanbul ekibi. Bu sezon ligde oynadıkları 15 karşılaşmada, 1 galibiyet ve 5 beraberlik ile puan toplayabildiler sadece. 9 da mağlubiyetleri var. Tamamen yokları oynuyorlar.
    Geçen sezon, -özellikle ligin son döneminde- yarınki rakibi Bursaspor ile beraber ülkemizde 'total
    futbol' un uygulayıcısı olarak görülen Yılmaz Vural'ın öğrencilerinin bu durumuna şahsen üzülüyorum. İsim isim değerlendirdiğinizde, ligin iyi takımları arasına girecek düzeyde bir kadroya sahip olmasa da sonuncu olacak düzeyde de bir takım değil Kasımpaşa ama nedendir bilinmez, bu hale geldiler.

    Ceyhun Yılmaz'ın, geçen haftaki Kasımpaşaspor-Galatasaray maçından sonra dediği gibi '' kötü gidişe dur demek isteyen her takım, bir gün mutlaka Kasımpaşaspor ile karşılaşacaktır ''

    Gelelim Bursaspor'a...
    Bursaspor açısından zor bir karşılaşma olacağını düşünmüyorum ve hatta hatta bu sezonun en kolay maçlarından birisi olacaktır yarınki karşılaşma bana göre. Bunu, Kasımpaşaspor'un ligin dibine demir atmış olması sebebiyle değil, zaten hangi seviyede olduğu tablodan belli olan futbolunun, Bursaspor'un işini artı olarak kolaylaştıracak bir yapıda olduğunu düşündüğüm için söylüyorum.
    Ayrıca şu da var ki; Yekta'nın oyununu belirli bir seviyenin üstüne çıkarmasına engel olabilen her takım Kasımpaşa'yı mağlup etmesini bildi bu güne dek ve Bursaspor bunun için özel bir önlem almasa dahi Yekta'nın ve İstanbul ekibinin eline o fırsat geçmeyecektir orta sahanın yapısı sebebiyle.

    Kasımpaşa'nın, yediği gollerin büyük bölümünü kanatlardan ziyade araya atılan toplar ve duran toplardan yediğini de hesaba kattığımızda, maçla ilgili bir fark beklentisi  gütmek hiç de zor değil.

    Sağlam da eğer maçın böyle geçeceğini düşünüyorsa, sahaya çıkan oyuncular arasına bir-iki genç oyuncuyu serpiştirebilir yine. Zira, İsmail Haktan büyük ihtimal forma şansı bulacaktır zaten Volkan'ın cezası sebebiyle. Serdar Aziz de  forma şansı bulabilir son 2 karşılaşmada sergilediği performans dolayısıyla ayrıca. Ve bana göre bu karşılaşmada Serdar Aziz'in sahaya ilk onbirde çıkmasıı demek, Stepanov ile yolların ayrılmak üzere olması demektir. Çünkü Stepanov geldikten sonra onu yedekte bırakacak düzeyde bir oyun ortaya koyarak Stepanov'u kesmesini bilen İbrahim'in ardından, Serdar'ın da sergilediği başarılı performans ve takımla uyumu ortada. As oyuncunun yanında, başarılı ve sadakatine güvenilir bir alternatif oyuncun da varsa eğer, ikincil bir yedeğe o denli para ödenmesinde anlam aranmamalı.

    Her yazımda vurguluyorum, bu yazının son kısmında da söyleyeceğim yine; Batalla sahada olmalı. Dinlenmiş ve moralli bir Batalla, bu ligdeki kalite sorununu açığa çıkartabilecek bir oyuncu çünkü ve bunun kanıtı da ülkemizde şu ana dek geçirdiği dönemde sergilediği performanstır. Ergiç ile uyumu da, kadrosunu yıldızlarla bezeyip o uyumu yakalayamayan takımlara ders verir nitelikte.

    Bu sebeplerden ötürü; her türlü, Bursaspor galibiyetiyle sanuçlanacağını düşündüğüm karşılaşmada Batalla'nın varlığı ve Ergiç'in katkısı farkı getirir diyerek yazının sonunu da böyle getiririm. İki takıma da başarılar...

    Gökhan Sezer

    10 Aralık 2010 Cuma

    Şiddet unsuru olarak futbol ve medyadaki dozaj sorunu

    Futbol, seyircisiyle güzel olan bir oyun. Ve yine futbol, seyirci desteği ile oynandığında, alkış sesleri ve 'yerinde, doğru' sloganlar, tezahuratlarla pekiştirildiğinde bir sosyal aktivite olan futbol. Futbol, daha doğrusu olması gereken futbol bu.

    Tüm bunlar, geniş kitlelerce bilinmesine karşın ne zaman işin içine fanatizm ve kitleler giriyor, o zaman futbolun arka planındaki olaylar çıkıyor ortaya. Yani şiddet ve çatışmayı konuşmak durumunda kalıyoruz maç sonlarında... Maçların bitiminin ardından, iki takım taraftarları kendi aralarında maçtaki oyunu ve skoru-pozisyonları tartışacağına, çıkan kavgada kimin galip geldiğini tartışıyorlar bir de hiç çekinmeden, utanmadan. Bu denli vahimleşmiş durum ve bu denli ekseni kaymış futbolumuzun, tıpkı ekseni kaymakta olan ülkemiz gibi. Maçtan sonra, maçı değil de çıkan olayları tartışıyorsak eğer; ekseni kayan futbolumuzun merkezinde artık oynanan oyun değil, saha dışı etmenler ve taraftarlar var demektir. Ve bu, şiddet eğilimi gün geçtikçe artan toplumlar açısından daha da tehlikeli bir hal almaya başlayacaktır.

    Futbolun, bu denli tehlikeli gerginliklerin çıkmasına sebebiyet veren bir etkinlik haline bürünmüş olmasının ana sebebi de futbolun evrilmesi, değişmesi. Açıkçası; endüstriyelleşmesi. 
    İnsanlar, para harcadığı şeyi sahiplenir çoğunlukla. Kimi ise para vererek aldığı şeyin kölesi olur uzun vadede. Psikoloji uzmanlarının, sosyologların vb araştırmalar yapan herkesin tespitleri bu yönde ve futboldaki şiddetin de ana sebepleri, bu iki kavram ile açıklanabilir.

    Şöyle ki; insanların maddi durumu, alım gücü gün geçtikçe alt seviyelere inerken, hayat pahalılaşıyor. Bununla orantılı olarak -ters orantılı olarak- hayatından memnun olmayan ve her güne zorluk-güçlük ile uyanan insan sayısındaki artış da ortada. Hayatımızdaki gerginliklerin, toplumumuzdaki çıkar çatışmalarının, aile sorunlarının çoğu bu sebepten kaynaklanıyor. Bu da gerçekçi bir tespit, sanırım hemfikir olmadığım çok az kişi vardır. Ve böyle bir dünyada, insanların eğlence-hobi ve 'kafa dağıtıcı, sorunlardan arındırıcı' yönleriyle sevdiği aktivitelerin önemi bir kat daha artıyor. Ülkemizde de, bu aktivitelerin başını çeken şey; futbol. Bu yönden baktığınızda futbol; oynandığı süre zarfı olan 90 dakika içerisinde, insanları 'gerçek dünya' dan arındıran ve 90 dakika da olsa insanlara sorunlarını unutturan bir eğlence olmalı. Öyleydi de yıllar öncesine kadar. ( çok değil, 10-15 sene öncesine kadar ) Ama, ne zaman futbolun içine para girdi ve ne zaman para unsuru futbolun odağına yerleşti, işte o zaman futbol tüm bu yönlerini birer birer kaybetmeye başladı.

    Futbol öylesine değişti ve bu değişim, futbolun odağına yerleşen para unsurunun getiri-götürülerinin sosyal muhasebesini yapmayanların elinde yoğruldu ki futbolun bir şiddet unsuru olmasının önüne geçilemedi.
    Önüne geçilemedi çünkü insanlar yıllar içerisinde futbola bağımlı hale getirilmiş ve futbol, bir hobi olmaktan çıkarak hayatın merkezine yerleşmeye doğru adım adım ilerliyor. Maddi durumları, gün geçtikçe taban seviyesine ilerleyen toplum, geçmişte bir lunapark parası vererek girdiği maçlara şimdi çocuğuna alacağı bir kaban fiyatına giriyor. Kimileri ise, bir alt sokağında oturan insanların bir aylık kira parasına eşdeğer bir mebla ödeyerek, deri koltuklarda veya cam arkasında izliyorlar maçları. Ve, yazının başında dediğim gibi; insanlar para verdikleri şeyi sahiplenirler. Bu sahiplenme duygusu da, parayla alınan mal üzerine istediğini yapma özgürlüğünü tanır kişiye. Futbol bu sebeple bir şiddet unsuru haline geliyor. İnsanlar, yüksek meblalar ödeyerek girdikleri karşılaşmada, istedikleri oyun sergilenmeyince ve kendi düşüncelerine göre '' verdikleri paranın hakkı verilmeyince '' küfür etmeyi de, şiddete başvurmayı da hak olarak görmeye başlıyorlar.
    Ve yine insanlar, para vererek destekledikleri, yani hayatının bir bölümünü paylaştıkları takımlarına yapılan saldırıları da, kendi emeklerine ve çabalarına yapılmış saldırılar olarak görmekte oldukça haklı hale geliyorlar.
    Yıllarca insanları, '' devlet malına zarar verme, annenin-babanın vergileriyle anılıyor onlar  sonuçta ''  diyerek büyüten öğreticiler, nedense hiçbir yerde '' yahu, zarar verme onlar sonuçta senin gibi insanların parasıyla, ürünlere ödediği paralarla yapılıyor ve küfür etme, sonuçta o küfür ettiğin takıma da senin gibi gönül verenler var '' demiyorlar. Çünkü, bu olaylar sebebiyle söz konusu öğretici ve bilinçli kesimler büyük ölçüde futboldan soğutuldular.

    İşte bu kesimler futboldan soğutulunca, futbolun seyirci olmayan-taraftar olan kesimi büyük ölçüde eğitimsiz ve kendi muhasebesini anlık yapamayan kişilerin tekeline bırakılmış oldu. Böyle olunca da anlık tepkiler ve söylemler, büyük gerginliklere sebep olabiliyor. Anlık gerginlik ve söylemlerin, günümüzdeki gibi büyük husumetlere ve çatışmalara sebep olmasının ana sebeplerinden birisi de, bu anlık gerginlikleri ve söylemleri, tepkileri günlerce hatta hatta haftalarca manşetlerden, ağızlardan düşürmeyen medya unsurlarıdır.

    Örnekler vererek, bu örneklerin ışığında açıklamaya çalışacağım konuyu.
    Bursaspor ile Diyarbakırspor arasında yaşanan olayları hepberaber izledik, aylarca dillerden düşmedi hatta Bursa'daki maçın üzerinden bir sene gibi bir süre geçti ama bu konu hala sıcaklığını koruyor. Neden?
    Bursa'da yaşanan olaylar, 1 yılı aşkın bir süre ülke gündeminde yer tutacak kadar büyük olaylar mıydı?
    Maç esnasında yaşananları, maç esnasında atılan sloganları desteklemiyorum yanlış anlaşılmasın. Burada vurgulamak istediğim, medyadaki dozaj sorunu ve bu sorun, spor medyası açısından şu sıralar en çok Bursaspor camiası olarak bizim başımızı ağrıtıyor. Bu yazıları da bu sebepten ötürü çok az insan dışında genellikle Bursasporlular ve Bursalılar kaleme alıyor.

    O gün yaşananların ardından tüm medya, yaşananları ve atılan sloganları gündeme taşıyarak '' kamuoyunu bilgilendirme '' görevi yaptı, evet doğru. Konuşulmasın, gündeme gelmesin demiyorum ama bunun yeri belirli bir süre zarfından sonra medya değildir. Çünkü siz bunları medyada, milyonların önünde aylarca tartışırsanız işte o zaman insanların belki de belirli süre sonra unutacağı ve muhasebesini objektif bir biçimde yapabileceği sorunları sürekli bir tartışmaya sebep haline getirerek bu gerilimlerin sıcaklığını korumasına sebebiyet vermiş oluyorsunuz. Ve işin garibi, tüm medya unsuru o günün ardından yaşananları ve çıkan olayları, söylemleri tartışırken, bir kişi bile bu söylemleri durduranları ve olayların stadyum dışına taşmasını sağduyuları sayesinde önleyen insanları konuşmadı. İşte siz, sadece bir tarafın kötü yönlerini yansıtırsanız, karşı tarafın o sloganları atan kesime değil tamamen bir camiaya bilenmesinin zeminini oluşturmuş olursunuz.
    Ve yıllar, aylar sonra olaylar olur. Bugünkü gibi o gerginlikte hiç payınız yokmuş gibi tüm olayları iki camiaya ve taraftarlarına yıkarsınız. Medyanın bu olaylarda payı olduğunu yazacak insan sayısı ise çok azdır, çünkü yazan kesimin çoğu medya çalışanı ve medyanın ekmeğini yiyen paralı kalemşörlerdir.

    Medyanın olaylardaki payı konusunda söylenmesi gerekenler arasında, yeni medya düzeni yani internet medyasının önem kazanması hususu da var.
    İnternet medyası, yazılı ve görsel medyadan daha az denetlenebilir ve yetkililerin gözleminden önce kolaylıkla editlenebilir, değiştirilebilir bir medya. Ancak bu medya, son dönemde görsel ve yaygın medyadan daha önem kazandı ve yazılı, görsel basından daha çok takip ediliyor. Öyleyse, bu medyaya yönelik denetimin arttırılması konusunda gerekenler yapılmalı. Nasıl, görsel medya konusunda RTÜK varsa ( RTÜK'ün yapısı konusuna hiç girmeyelim çünkü ben de günümüzde ne durumda olduğunu çok iyi görebilenlerden birisi olarak sayıyorum kendimi ) internet medyasında da bu gibi resmi bir kuruluş oluşturulmalı ve insanlar şimdiki gibi kafasına göre yazamamalı-istediğine rahatça hakaret edip ardından uyarılar sonucu bu yazıyı kaldırınca cezasız kalmamalı.

    Örneğin bugün bir Bursasporlu, yalan bir haber sebebiyle ilgili gazeteciyi aradığında '' yalansa yalan; yapıyorum kardeşim, git mahkemeye ver istiyorsan '' cevabını almamalı. Gazeteciliğin ve medya kuruluşlarının onurları, saygınlıkları bu tip birkaç haber sebebiyle zedenlememeli ve medya camiası da içindeki bu çürük elmaları temizlemesini bilmeli.

    Aksi halde, medyayı boykot eden taraftarların haklılığını yadırgamak ve istediği zaman, kafasına estiğinde kulübüne ve değerlerine, bir nevi kendisine saldıran insanlara gerek sözlü, gerek fiili saldırma amacı güden insanları engellemek gün geçtikçe daha da zor hale gelebilir.

    Gökhan Sezer